İnsan bazen duygularla dopdolu olur da dökemez içini. Bir anda boca etmek ister tüm hissettiklerini. Ya kelimeler yetmez, ya da yeterli değildir kelimeler.

Dökülmek lazım yine de. Bir dosta, bir kağıda, bir ekrana… Şekersiz içenlere inat bol şekerli bir çaya bazen. Hiç istenmeden dışarıda kalınan soğuk ve yağmurlu bir akşamda dökülmek lazım sokaklara. Bastırmak yerine duyguları, dökmek lazım sokaklara. Yağmur temizler nasılsa.

Sevmek lazım içinde geçen onca mücadeleyi. İyiyle kötünün savaşını izlerken içindeki, sevgi göstermek lazım iyiye. Sevgide sabretmek, sabretmeyi sevmek lazım biraz.

Yine dökemedim içimi. İçimde kaldı kelimeler, üst üste, yan yana. Sana dökülmek istedim, olmadı yine. Sokaklar, yağmur ve ben. Yürüdük yine dökülemeden.


Sakınmak, kaçınmak, korunmak, dikkat etmek… Ne varsa yaptık ama olmadı. İsmi lazım değil virüsü gelip bizi de buldu ailecek. Önce kabullenmek istemedik, kesin üşütmüşüzdür tesellileri. Sonra test olduk. Birimiz pozitif, diğeri negatif. Bu testler de yüzde yüz doğru sonucu vermiyormuş, bazen grip olanlar da pozitif çıkıyormuş dedik. Ardından ateş, öksürük, halsizlik… Sağlık ne büyük nimetmiş.

Bi yandan evden çıkmıyoruz, ama bir yandan da henüz tam kabullenmiş değiliz. Üçüncü gün aynı anda eşimle ağzımızdaki tat gidince kabullenmek zorunda kaldık. İsmi lazım değil virüsü dilimizin ucundaydı. Sinirlerimiz bozuldu, ne yesek tat gelmiyor. Kebap, salata, pilav… Hepsi de tatsız. Sadece ağzımızda bir şeyler…


Man As Thep

Yazan biri olarak yazmasaydım ne olurdu diye sorguladım. Geçen yıllar içinde tüm düşünce ve fikirlerimi yazmasam ne kaybederdim? Ya da neleri kazanamamış olurdum? Dahası sadece ben değil, benim yazılarımı okuyan insanlar ne kaybederdi? Sonuçta bir filozof ya da bilim insanı değilim. Hayatın sırrını vermiyorum. O zaman ne diye yazıyorum? Yazmasam ne olurdu?

Öncelikle sadece blog yazmak değil, yapılacaklar listesi yazmanın bile sayısız faydasını gördüm diyebilirim. Aklımda dönüp duran işleri, fikirleri ve düşünceleri kağıda dökünce artık onları unutacağım veya hatırlamazsam nelere mâl olacağı endişesinden kurtulur oldum. Bu da zihin sağlığım için yıllar içerisinde hatrı sayılır bir artı oldu benim için…


Sınırlar kapatıldı, vizeler durdu. Peki Türkiye’de olup Amerika’da girişimde bulunmak mümkün mü? Zorlukları nelerdir? Ne yapmalı…

Bu gibi konularda zaman zaman içerikler üretiyorum.

Şimdilerde bunu videolar ve podcastler yoluyla da yapmaya çalışıyorum.

Bunun bir meyvesini buraya bırakıyorum. İlgi duyarsanız kanalıma buyrun.


gzt.com

Şahs-ı şahanelerine ait netaic-i fikirlere kulak kesilseniz hayat-ı içtimaiyenizi gönyeye oturtabileceğiniz gibi, dostlarınızın guşetmesine vesile olursanız da ballı kadayıf size isticab olacaktır. Bu yazının sebeb-i husulü ballı kadayıfa talip olmaklığımızdır, israf-ı kelam etmeyeceğiz inşaallah.

Eazz-i ahibba,

Bu nev’i şahsına münhasır beyefendi gün geçmiyor ki ihracattan bahsetmesin. Üreteceğimiz mamülat-ı kudretimizi gavur ellerine satarak memleket-i harikamızı bahtiyar eyleyecekmişiz. Arzu-yu tenzih-i hakikatin bir beşerde bu denli had safhaya ulaştığına daha önce kat-i surette şahitlik etmemiş idik. Bahsi geçen ticaret sanatına dair deruhte ettiği hakikatler birer elmas gibi bi-bahadır.

Muakkibîn olunuz!


Bir şekilde Medium’a yolunuz düştüyse internetin şanslı kullanıcılarındansınız öncelikle. Zira Medium biraz kurtarılmış bölge gibi. İnternetteki milyonlarca kalitesiz içerikten sıyrılmış, kaliteli içerik üreticilerinin bir araya geldiği bir sosyal mecra Medium. Blog yazarlarının sosyal medyası da diyebiliriz.

Blog yazarlarını kendi web sitelerinde yazmaktan Medium’a geçmeye teşvik eden en önemli özelliği interaktif olması. Takip etme, beğenme, paylaşma vb. artık internetin olmazsa olmaz fonksiyonlarını hem etkili hem de minimal bir tasarımla kullanmaya imkan veriyor.

Medium’da 3 farklı takip yapabilirsiniz. Yazarları takip edebilirsiniz, etiketleri takip edebilirsiniz, bir de yayınları takip edebilirsiniz.

Kişi hesabı açan her kullanıcı yazardır Medium’da. Hesabınızı açar açmaz bir yazı yazıp…


2016 yılından bu yana Amerika’da yaşıyorum. Türkiye’ye dair çok şeyi özledim. Bazen gözlerim kapalı uyumaya çalışırken bildiğim şehirlerin hatırladığım sokaklarında gezintiye çıkıyorum. Havası, suyu, ekmeği, dostu, ailesi… Çok şeyden mahrum yaşıyoruz uzakta. Avuntumuz ise inşa etmeye çalıştığımız hayallerimiz. Kendimiz ve gelecek nesillerimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmeye çalışıyoruz. Bunu yaparken de ister istemez buranın insanlarıyla, kültürüyle, iş yapış biçimiyle evriliyoruz.

Batının iyi yanlarını alıp, kötü yanlarından korunmaya çalışıyoruz. Her ‘yer’ filmlerde gördüğünüz gibi ama her şey değil. Sokaklarında uçup kaçan kahramanlar yerine kaldırımlarda yatan evsiz insanlar var. Tertemiz sokakları var evet ama evlerinin içi köpek bağlasanız durmayacak kadar…


Son yıllarda yaşanan hadiseler sonrası toplumun değerleri alt üst olmuş durumda. Kitleler her daim medyanın elinde oyun hamuru gibiydi ve bu hiç değişmedi. Ancak son verilen şekille toplum iyice kutuplaştırıldı ve zarar görenler şekli verenler değil, yine toplumun kendisi oldu.

İki şekil en tehlikelisi, anlatayım.

En tehlikeli birinci şekil dinciler. Bu noktada dinci ile dindar arasındaki farkı paylaşıp sonra ikinci şekli anlatacağım.

Allah’a yakınlığı, güzel ahlaklı olmayı, bu dünyadan kimseyi rahatsız etmeden ve insanlığa sadece iyiliği dokunarak geçip gitmeyi gaye edinen dindar insanla, dini dünya emellerine alet eden dinci beşer arasında ciddi bir fark vardır. Dindar insan hamaset yapmadığı gibi…


Sevgili Türkçe Yayın okuyucuları sizleri sevgi ve saygıyla selamlayarak heyecan ve mutluluğumuzu paylaşmak istiyoruz. Türkçe Yayın sizin desteklerinizle, kulağımızda çınlayan alkışlarınızla, paylaşımlarınızla ve tabii ki yazarlarının kalemiyle büyüdü ve büyümeye devam ediyor. Her şey için teşekkürü borç biliriz, iyi ki varsınız!

Türkçe Yayın’da Neler Oldu?

Türkçe Yayın, Ayda 500 Bin Dakika Okunmaya Ulaştı.

İçerik dünyası her geçen gün büyürken, Türkçe yazan blog yazarlarını ‘Türkçe Yayın’ çatısı altında bir araya getirerek bir yazar ailesine dönüştük. Beraberken güçlüyüz dedik ve gerçekten de öyle oldu. Böyle devam etmeyi umut ediyoruz. Tamamen gönüllü olarak çalışan ekibimizle her gün yeni yazarları yayınımıza ekleyip, yeni gelen yazıları da editöryal süreçten…


Bir baba için evlatlarına nasihat etmek iç güdüsel bir durum. İnsan evladını o kadar çok sever ki kendisinin çektiği hiçbir sıkıntıyı çekmesin ister. Dolayısıyla evlada edilen nasihatleri bu nazarla değerlendirmek gerekir. Bazı nasihatler doğru, bazıları yanlıştır. Vicdan terazisinde tartıp siz de kabul ya da red edebilirsiniz. Ben evladıma bırakacağım bir miras olacaksa, onlar nasihatlerim ve onlardan sadır olabilecek güzel ahlak olsun isterim, hepsi bu.

Canım oğlum,

Sizin nesil yaşı itibariyle 2100 yıllarını görecek gibi. Dolayısıyla nelerle karşılaşabileceğini hayal ettikçe ürperiyorum. Ya çok güzel bir hayat bekliyor sizi, ya da yaşaması imkansız sayılacak kadar zor. Ben seni en kötüye hazır yetiştirip…

Mustafa Gerdan

Türkçe Yayın Editörü

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store